Sizin de benim gibi mideniz yerine, zihniniz mi güzel yemeklerle dolu? Kokusuyla, terbiye etmeye çalıştığınız iradenizi zorlayan yemekler, yanı başınızda yeniyor, sizse sahte bir sükûnetle, bu sinir bozucu eylemin bir an evvel bitmesini mi bekliyorsunuz? İşiniz zor öyleyse! Sağlıklı beslenmeyi bir yaşam biçimi haline getirmediğiniz sürece, her yaz arifesi aynı sendroma girmeniz kaçınılmaz.
Diyete başlayalı sadece iki hafta oldu ama minik kepekli bir bisküvinin bile jelatini üzerinde yazan besin değerlerini hesaplamak zorunda olmaya şimdiden alıştım. Düşük kalorinin lezzete neden düşman olduğu sorusuysa hala kafamda yanıtlayamadıklarımdan. Ve, brokolinin değil, kuzu etinin masum olduğu bir diyara göç etmek gibi ütopik bir düşüncem var artık.
İçerik departmanında olmasaydım eğer, gözden uzak Cafe de Paris soslu bonfile, gönülden de ırak olurdu belki lakin göz görünce gönül pek de katlanamıyor işte. Önümde bir Çin restoranı menüsü, parmaklarımın ucunda istiridye soslu noodle’lar, kızarmış ördekler. Sepete doğru kayar gözler, ama yok, iç geçire geçire resimlere bakar kapatırım sayfaları. Sonrası, ilerleyen saatlerle verilen kıyasıya mücadele ve yoğun mutsuzluk duygusu.
Sabah tartının tepesine çöktüğünüzde ibrenin istikameti değişmemişse, yazık. Şimdi ya işe yaramadığı gerekçesiyle diyete son vereceksiniz ya da hırsınızı, geçen gün sayısıyla çarparak yola devam edeceksiniz. Yok, tartı birkaç gram eksik gösterdiyse aman ne ala! Bol malzemeli bir pizza üzerine likörle taçlandırılmış enfes bir tiramisunun vereceği o dingin tokluk hissinin yerini hiçbir şey tutmasa da aynanın huzuruna gururla çıkma vakti yavaştan yaklaşmış demektir.
Gerçi ben hala hangi tatmin hissinin daha çok heyecan uyandırdığına karar verebilmiş değilim. Bu konuda, zaman zaman birbiriyle çelişen ironik dürtülerim olsa bile, yazımın başlığı dikkatimi çekiyor. “Ama”larla bağlanmış kelimeler, durdukları sıralamayla, sanki gönlümde yatan aslanın sinyallerini vermiş…
Bunca yemek sohbetinden sonra şimdi, bol patates kızartmasıyla, rokfor soslu burger düştü aklıma. Biraz fitness, biraz pilatesle gönlümce yemeye devam etmeliyim bence. Yoksa ne feminen iç güdülerimden ne de bu insani doyum isteğimden vazgeçebileceğim. Üçüncü kombinasyonda karar kıldım zira: Fit ve mutlu! :)
