Bir parfümün kokusu ya da bir şarkının tınısı çok uzaklara götürür bazen. Seni başka, diğerini başka yerlere ama. Algılar başkadır çünkü... Mesela ben, The Godfather'ın soundtrackini dinlerken bir mafya babasının tehlikeli oyunları içinde değil, burnumda buz gibi bir hava, sıcacık bir dansın ortasında buluveririm kendimi. Patinaj şampiyonlarını tanımlarken spor demeye hiç dilim varmaz da. Soluksuz izlediğim o ayak oyunları, tüm artistik hareketler, hatta atlayışlar bile, değil bir spor, bir dans türü, hatta bir sanattır benim gözümde. Hocası Mishin'in kulaklarını, boynuzlarıyla çoktan geçmiş Plushenko'yu izledik 2010 Avrupa Artistik Patinaj Şampiyonasında. Uzun bir aradan sonra geri dönüşüyle, tahtın asıl sahibinin ta kendisi olduğunu gösterdi. Bilen bilir; o, zor kombine atlayışların adamıdır ve Biellmann spinini yapabilen tek erkek buz patencidir. Onunla ilgili en büyük umudum, ilerde bir gün ona has bir tekniğe kendi adının verilmesidir.
Bir de Stephane Lambieller, Brian Joubertler vardır ki, onlar da hiç küçümsenmeyecek sporculardır. Joubert teknik hareketleri ve yarışmalardaki hırsıyla, Lambiel ise vücudunun esnekliği ve mükemmel estetik tarzıyla bilinir. Bir dönemin en sıkı rakipleri, şu son şampiyonada da yine ezeli taht kavgasına soyundular. Amma velakin, Evgeni Plushenko 91.30 puan ile dünya rekorunu kırarak iki veliahdımızı da ekarte etti. İkinciliği Lambiel, üçüncülüğü ise gümüşe talim etmek zorunda kaldığı için sinir küpüne dönen Joubert aldı.
Bir de Stephane Lambieller, Brian Joubertler vardır ki, onlar da hiç küçümsenmeyecek sporculardır. Joubert teknik hareketleri ve yarışmalardaki hırsıyla, Lambiel ise vücudunun esnekliği ve mükemmel estetik tarzıyla bilinir. Bir dönemin en sıkı rakipleri, şu son şampiyonada da yine ezeli taht kavgasına soyundular. Amma velakin, Evgeni Plushenko 91.30 puan ile dünya rekorunu kırarak iki veliahdımızı da ekarte etti. İkinciliği Lambiel, üçüncülüğü ise gümüşe talim etmek zorunda kaldığı için sinir küpüne dönen Joubert aldı.
Üç büyükler dendiğinde aklına "tek şey" gelen toplumumda, buz pateni için, Beethoven ya da Bach klasikleri eşliğinde yapılan teknik jumplar algısı yaratılmış. İşin eğlencesi, estetiği tamamen göz ardı edilmiş nedense. Bir dönem prime timeda yayınlanan bir tv yarışması sayesinde oldukça popülarite kazanmıştı halbuki. O sıralarda açılan puz pisti sayısını, Türk sporculara verilen sponsorluk desteklerini hatırlıyorum da, hepsi, iki üç ünlünün kamuda yarattığı buz pateni aşkından mıydı yani? Balon aşk söndü, aynı ilgisiz sonla buluştuk nihayetinde. Bu benim için gerçekten üzücü.
21 Mart 2011'de Japonya'da başlayacak Dünya Şampiyonası için duyduğum heyecanı sizlerle paylaşmak istemiştim aslında. Bir gün artistik patinaj kritiklerinin de yapıldığı bir tv şovu göremeyecek olsam da, en azından bir kaç arkadaşımla patencilerin, sergiledikleri programların üzerine sohbet edebilmek isterim. Bunun için üç renkli video seçtim size üç büyüklerden. Umarım seversiniz. Umarım birlikte izleriz Dünya Şampiyonasını.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder