Kahlo hayatının önemli bir bölümünü geçirmiş olduğu yatağının tavanındaki aynaya bakarak çok sayıda otoportre yapmıştır. En iyi tanıdığı kişiyi, yani kendisini çizmeyi seviyordu Frida. Çok da istekli başlamamış da olsa, resim, ilerleyen dönemlerde onun ızdırabıyla mücadelesindeki en büyük desteği ve vazgeçilmezi olmuştu.
Çirkin dev ressam Diego Rivera ile inişli çıkışlı bir aşk ilişkisi yaşamış ancak ikinci kere evlendiği Rivera'dan sağlık sorunları nedeniyle bir çocuk sahibi olamamıştır. İlk çocuğunu aldırmak zorunda kalan Frida, sonrasında ardarda iki düşük yapmıştır ki; bir çok tablosuna konu olan bu manevi acı, yaşadığı sağlık sorunlarını bile neredeyse gölgede bırakmıştır.
Sürrealist tanımlamasından kendini uzak tutan Kahlo, eserlerinde gerçeküstü kavramları değil, acının ta kendisini resmettiğine inanıyordu. Frida Kahlo, 1954’te, bir akciğer hastalığı sebebiyle hayatını kaybetti. Son sözleri ise, o meşhur günlüğüne yazdığı şu cümleydi: “Çıkış yolunun güzel olacağını ve asla geri dönmeyeceğimi umarım.”
Onun tablolarına bakıp da, yaşadığı ruhsal ve bedensel acıyı hissetmemek sahiden mümkün değil. Bu yüzden, 20 Mart'a kadar Taksim Pera Müzesinde sergilenecek olan Frida Kahlo ve Diego Rivera sergisini kaçırmayı hiç düşünmüyorum. Hafta sonu ilk işim Pera Müzesini ziyaret etmek olacak.
İşte bunlar da en sevdiğim Frida tabloları:
![]() |
| Frida Kahlo, The Love Embrace (1949) |
![]() |
| Frida Kahlo, Without Hope (1945) |
![]() |
| Frida Kahlo, Roots (1943) |



Hiç yorum yok:
Yorum Gönder